HADİSLER VE HADİS KARŞITLARI

HADİSLER VE HADİS KARŞITLARI

Re’y-i SedadJune 02, 2020لَوْلَا السُّنَّةُ مَا فَهِمَ أَحَدٌ مِنَّا الْقُرْآنَ“Sünnet olmasaydı, hiçbirimiz Kur’an’ı anlamazdık”İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe (rh)

HADİSLER VE HADİS KARŞITLARI[1]

Allah Teâlâ, kullarının Kendisini bilmesini ve tanımasını istedi. Bu sebeple onlara her devirde peygamberler gönderdi. Son olarak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi görevlendirdi ve ondan insanlara şunu söylemesini istedi:

Ey insanlar! Ben Allah’ın elçisiyim; beni size O gönderdi. Sizden hem Kendisine hem de bana îmân etmenizi istedi. Doğru yolu bulmak için bana uymanızı emretti.[2]

Allah Teâlâ, Peygamber Efendimize vazifesini bildirirken şöyle buyurdu:

“Sana, kendilerine gönderileni insanlara açıklaman, onların da üzerinde düşünmeleri için bu Kur’an’ı indirdik.”[3]

Demek ki Resûl-i Ekrem’in görevi insanlara sadece Kur’ân-ı Kerîm’i duyurmak değildi; aynı zamanda onlara dünyada nasıl yaşayacaklarını göstermek için, Kur’ân-ı Kerîm’i sözleri ve uygulamalarıyla açıklamaktı.

Allah’ın kitâbını açıklamak çok önemli bir görevdi. Bu görevi yapacak olan kimsenin hata etmemesi gerekti. Kâinatın Rabbi, Peygamber aleyhisselâmın insanlara dini öğretirken ve Kur’ân-ı Kerîm’i açıklarken hatâ etmeyeceğini şöyle bildirdi:

“O Peygamber kendi hevâ-hevesine göre konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyolunandan başka bir şey değildir.”[4]

Şu olay Resûl-i Ekrem’in yanlış bir şey söylemeyeceğini göstermektedir:

Abdullah ibni Amr ibni As radıyallahu anhümâ anlatıyor:

“Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden duyduğum her şeyi ezberlemek için yazıyordum. Kureyşliler bana:

“Sen Peygamber’den duyduğun her şeyi yazıyorsun. Hâlbuki o da bir beşerdir. Kızgın olduğu zaman da konuşur, memnun olduğu zaman da” dediler. Böylece hadisleri yazmama engel oldular. Ben de onların bu sözünü Allah’ın Resûlü’ne ilettim. Bunun üzerine Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem, parmağıyla ağzını göstererek şöyle buyurdu;

“Sen yazmaya bak! Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, buradan sadece hak söz çıkar.”[5]

Demek oluyor ki, Allah Teâlâ Resûl-i Ekrem’ini konuşurken hata etmekten korudu. O da bu güven içinde, Kur’ân-ı Kerîm’in açıklanması gereken âyetlerini ashabına açıkladı. Ashâb-ı kirâm efendilerimiz de, Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri demek olan bu açıklamaları yazdılar ve ezberlediler. İşte hadîs-i şerifler böyle meydana geldi.

Nitekim İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe: “Sünnet olmasaydı hiçbirimiz Kur’an’ı anlamazdık” demiştir.[6]

Demek oluyor ki, Kur’ân-ı Kerîm ile hadîs-i şerîfler birbirine ayrılmayacak şekilde bağlıdır. Hadîs-i şerîfler olmadan Allah’ın kitabını doğru anlamak mümkün değildir.

Hadis ve Sünnetin Vazgeçilmezliği

İslâm dininin başlıca iki kaynağı vardır. Birincisi Kur’ân-ı Kerîm, İkincisi onu açıklayan hadis ve sünnettir.

Hadis ve sünnet neden dinin ikinci kaynağıdır?

Çünkü Allah Teâlâ kullarına Peygamber aleyhisselâmı göstererek şöyle buyurmuştur:

Peygamber’e itaat etmek, Allah’a itaat etmektir.[7]

Eğer Allah’ı seviyorsanız Peygamber’e uyun ve ardınca gidin.[8]

Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan sakının.[9]

Allah ve Resûlü bir konuda hüküm bildirdiği zaman, mü’min olan kimsenin o konuda başka bir tercihte bulunma hakkı yoktur.[10]

Bu âyet-i kerîmeler, Peygamber buyruklarının din demek olduğunu göstermektedir. Şu hâlde Müslüman, din demek olan hadîs-i şeriflere uyacak ve onları baştâcı edecektir.

Aklı başında bir insan çıkıp da, bu âyetlerde Peygamberin sözlerine değil, onun getirdiği Kur’an’a uyulması İsteniyor, diyemez. Çünkü bu âyet-i kerîmelerde, iddia edildiği gibi bir belirleme, ayırma (tahsis) değil, genelleme vardır. Ve bu âyet-i kerîmelerde Müslümanlara şu emredilmektedir:

“Peygamberin ağzından çıkan her sözü alın, ona uyun, kesinlikle Allah’ın Resûlü’ne karşı gelmeyin.”

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına, ileride birtakım anlaşmazlıklar çıkacağını haber vermiş ve şu tavsiyede bulunmuştur:

“Anlaşmazlıklar çıktığı zaman benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetine sımsıkı sarılın.”[11]

Bu tavsiyesiyle Allah’ın Resûlü, hadis ve sünnetinin İlâhî kaynaklı olduğunu, söz ve davranışlarının her zaman insanlara yol göstereceğini ve onlardan hiçbir zaman vazgeçilemeyeceğini göstermiştir.

Sünnet İnkarcılarının Ortaya Çıkacağı

Hadis ve sünnet inkarcılığı yeni bir olay değildir. Peygamber Efendimizin Rabbine kavuşmasını fırsat bilen İslâm düşmanları, o günden kısa bir süre sonra faaliyetlerini hızlandırdılar. Dini anlamak ve yaşamak için Kur’ân-ı Kerîm’in yeterli olduğunu, hadislere ihtiyaç bulunmadığını söylemeye başladılar. Esasen İslâm’ı içten yıkmaya çalışan bu şahısların ortaya çıkacağını Allah’ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem daha o zamanlar haber vermiş ve şöyle buyurmuştu:

“Şunu İyi bilin ki, bana Kur’ân-ı Kerîm ile birlikte onun bir benzeri daha verilmiştir. Evet, şunu iyi bilin ki, pek yakında koltuğuna kurulmuş karnı tok bir adam ortaya çıkacak ve şöyle diyecek:

‘Şu Kur’an’a sarılın; onda helâl olarak bulduğunuz şeyleri helâl, haram olarak bulduğunuz şeyleri de ha­ram bilin!’

‘Şunu iyi bilin ki, ehli eşek eti, yırtıcı hayvanlardan köpek dişli olanların eti, önemsiz olan yitikler dışında zimmîlerin kaybettiği şeyler size helâl değildir.”[12]

“Herhangi birinizi rahat koltuğuna yaslanıp da kendisine benim emrettiğim veya yasakladığım bir şey geldiği zaman: ‘Biz Kur’an’dan başka bir şey bilmeyiz. Allah’ın Kitâbı’nda ne bulursak ona uyarız’ derken kesinlikle bulmayayım.”[13]

Bu ve benzeri hadîs-i şerifler Peygamber Efendimizin sayısız mûcizelerindendir. Bu hadîs-i şeriflerde “karnı tok, sırtı pek” diye anılan kimseler hadis karşıtlarıdır. Bunlar, yemekten içmekten, yatıp uyumaktan başka bir şey düşünmeyen, nimetin baştan çıkardığı kibirli ve kendini beğenmiş kimselerdir.

Çok yiyenlerin anlayışlarının azaldığı da bilinen bir gerçektir. Belli ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu anlayışı kıt, kibirli şahısların hadis ve sünnet aleyhindeki sözlerine fazla değer vermemek gerektiğine de işaret buyurmaktadır.

Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir:

İslâm karşıtlarının asıl derdi hadîs-i şerifler değil Kur’ân-ı Kerîm’dir. Onlar şunu çok iyi biliyorlar ki, doğrudan Allah’ın kitabına hücum etmek şimdilik uygun değildir. Elbet onun da bir zamanı vardır. Zamanı gelmeden Kur’ân-ı Kerîm’e dil uzatmak, taraftar kaybına sebep olur. Hadisler ise Kur’ân-ı Kerîm’in önündeki en büyük ‘engel’dir. Öncelikle Müslümanların ona duyduğu güveni sarsmak gerekir.

Hadis İnkarcıları Neyi Hedefliyor?

Hadis düşmanlarının birkaç hadisi dillerine doladıklarına bakıp da, onların sadece bu hadisleri mesele yaptıkları sanılmamalıdır. Onların asıl meselesi bütün hadisleri değersiz göstermek ve onlara duyulan güveni sarsmaktır.

Bunun için ne yapıyorlar?

Hadislerin Peygamber Efendimizin sözü olmadığını, onların daha çok hicrî 2. ve 3. yüzyıllarda uydurulduğunu iddia ediyorlar.

Hadîs-i şerifleri bize nakleden bütün sahâbîlere hücum ediyorlar. Onların güvenilir kimseler olmadığını söyleyerek ashâb-ı güzîn efendilerimizi aşağılıyorlar. Sadece sahâbîleri değil, hadislerin senedinde yer alan bütün râvileri yalancılıkla itham ediyorlar.

Biz bir hadisi savunurken ve “Bu hadîs-i şerîf, Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en güvenilir hadis kitabı olan Sahîh-i Buhârî’de var” diye ter dökerken, onlar İmâm Buhârî’nin de, diğer hadis âlimlerinin de hadis uyduran birer yalancı olduklarını öne sürüyorlar.

Kur’an’a, akla ve mantığa aykırı sözler ihtiva ettiği iftirasıyla hadis kitaplarını değersiz buluyorlar.

Kısacası İslâm düşmanları hadisle ilgili her şeyi aşağılıyorlar. Hatta bu Peygamber mîrâsının Yahudilerin ve diğer dinlerin kitaplarından aşırıldığını söyleyecek kadar seviyesizleşiyorlar.Batılı İslâm düşmanlarının derdini anlamak kolaydır. Fakat onların ardına düşen ve yöntemlerini aynen uygulayan, hatta onlardan daha ileri giden bizim yerli müsteşrikleri anlamak hiç de kolay değildir.