SEYYÜ’S SEKATİ HAZRETLERİNDEN

Evliyâullâhın büyüklerinden olan Seriyyü’s-Sekatî (rah.) şöyle buyurdu:

• Ben, Allâhü Teâlâ’ya itaatın daha ucuz ve daha rahat olduğunu; Allâh’a isyanın ise hem pahalı ve hem de daha yorucu olduğunu görüyorum.

• Şunu iyi bil ki! Muhakkak marifet-i ilâhî, kalbe yerleşmek ister. Hayâ varsa yerleşir, yoksa kalpten çekilir.

Kim işini yarına bırakmayı âdet edinirse, kıyamet günü hüsran ve pişmanlığı artar.

Kendisine verilen nimetlerin kadir ve kıymetini bilmeyen kimseden, o nimetler hiç anlamadığı bir şekilde geri alınıverir.

• Kendisinde olmayan meziyetlerle insanların gözüne girmeye çalışan, onların gözünü boyayan kimse, Allâhü Teâlâ’nın rahmet nazarından düşer.

• Amellerin en güzeli şu beş şeydir: Günahlara pişman olup ağlamak, ayıp ve noksanlarını düzeltmek, gaybı bilen Allâhü Teâlâ’ya itaat etmek, kalplerden pası temizlemek, seni günaha sürükleyen şeylere âlet olmamaktır.

• “Kişi sıhhatte olduğu müddetçe (Allâhü Teâlâ’dan) korkması, ümidinden daha faziletlidir. Ölüm alâmetleri belirdiği zaman ise ümidi, korkusundan daha faziletlidir.” Kendisine “Bu nasıl olur efendim?” denildiğinde şöyle cevap verdi: “Zira kişi, Allâh’a karşı muhabbetinde samimi olursa, ölüm anında ümidi fazla ve Rabb’ine karşı zannı güzel olur. Sıhhatli iken Allâh’a karşı muhabbetinde samimi olmazsa, ölüm anında zannı kötü olur, ümidi de yüksek olmaz.”

• Benim âkıbetim falandan daha güzel, demeye cüret edebileceğim hiç kimseyi tanımıyorum.

• Ben, “Günahlarım sebebiyle yüzüm kararmış mıdır?” korkusuyla her gün iki defa aynaya bakarım.

• Sünnet-i seniyyeye uymakla beraber yapılan az amel, bidat ile yapılan çok amelden daha hayırlıdır. Takvâ ile işlenen amel(in sevabı) nasıl az olabilir ki?

HAZRETİ EBUBEKİR

HAZRET-HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN FEDAKÂRLIĞI: Abdullah bin Zübeyr radıyallâhü anh anlattı: Ebûbekir radıyallâhü anh Hazretleri, Müslüman oldukları için müşrikler tarafından işkence edilen zayıf köleleri satın alıp, onları âzât ederdi. Babası ona, niçin sadece zayıfları satın alıp âzât ettiğini, güçlüleri âzât etmediğini sordu. Hz. Ebûbekr-i Sıddîk cevaben; “Allâhü Teâlâ Hazretleri de, ben zayıf kulunu cehennem ateşinden âzât etsin diye” buyurdular.

Ebûbekir radıyallâhü anh Hazretlerinin âzât ettiği kölelerden birisi de Hazret-i Bilâl’dir. İslâmiyet’i kabul ettiği için müşrikler tarafından birçok eziyetlere maruz kalan ve Ümeyye bin Halef’in kölesi bulunan Bilâl-i Habeşî radıyallâhü anh Hazretlerini bir miktar altın mukâbilinde satın alıp âzât etmişti.

Müşrikler, Hazret-i Sıddîk’ın bu âlicenaplığını (büyük cömertliğini) görünce “Bilâl’in ona bir iyiliği bulunmuş olmalıdır ki onu böyle satın alıp âzât etti.” demişler. Bunun üzerine Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri, Leyl Sûresi’nin 17 ilâ 21. âyet-i kerîmelerini inzal buyurdu (meâlen):

“Hâlbuki çok müttakî olan (Allâh’a karşı gelmekten en çok sakınan), malını (Allah nezdinde sırf) temizlenmek için veren, ondan (cehennem ateşinden) uzaklaştırılacaktır. Ve onun (takvâ sahibi zâtın) yanında hiç kimsenin mükâfatı (karşılığı) verilecek bir nimeti yoktur. O ancak yüce Rabb’inin rızasını aramak için verir. Elbette yakında kendisi de hoşnut olacaktır.”

Hazret-i Sıddîk’ın sırf Allah rızası için bu fedakârlığını takdir etmek ve o müşriklerin iddiasını red için bu mübarek âyetler nazil olmuştur. Bütün müfessirler bu görüştedirler. Böyle olmakla beraber bu mübarek âyetlerin hükmü umumîdir, takvâ ile hakkıyla vasıflanmış cömert müminlerin, büyük mükâfatlara nail olacakları müjdelenmektedir. Hak Teâlâ Hazretleri, cümlemizi o pek mümtaz zatlara muhabbet ve bağlılıktan ayırmasın. Âmin.

/ FAZİLET TAKVİMİ 21 Şubat 2021, Pazar

3Aylar Hayırlara Vesile olsun inşaAllah

RECEB-İ ŞERÎF: (Yarın)
ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN AYI
“Eşhuru hurum” (haram aylar)dan olan Receb ayı, Şehrullah yani Allâhü Teâlâ’nın ayıdır. Bu aya oruçlu girmeli ve bu ayda çok ilticâ etmelidir.
Receb ayının
-birinci günü oruç tutanlara 3 senelik,
-ikinci günü oruç tutanlara 2 senelik,
-üçüncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevabı verilir.
Üç günden sonra her gününe birer ay, oruç sevabı verilir.
Bu ay, Cenâb-ı Hakk’a mahsus bir ay olduğu için Zât-ı İlâhî’yi bildiren İhlâs Sûresi’ni çok okumak lâzımdır.
Bilhassa bu aya hürmet olarak, günde 11 defa İhlâs-ı şerîf okumalı, tevhîd, istiğfâr ve salevât-ı şerîfeyi ihmâl etmemelidir.
Bu ayın birinci gecesi, bir tesbih namazı kılınmalıdır.
Receb-i şerîfin ilk on gününde bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rekât namaz da kılınabilir.
Receb ayında her gün, başında ve sonunda 7’şer Fâtiha-i şerîfe ile 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır. Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapılmalı ve oruç tutulmalıdır.
Bu orucu 13, 14 ve 15’inci günlerinde tutanlar, Eyyâm-ı Bıyz’da oruç tutma sünnetini de yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulurlar.
Recep Ayınız Mübarek Olsun. DÜA ve ibadetlerimiz makbul Günahlarımız Affolsun Cümleten inşaallah

KAİNATIN EFENDISI

Medine’de bir şirkette elektrik teknisyeni olarak çalışan Allah dostu ve peygamber aşığı bir kardeşimiz işin son günü sabah mesaisinde kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzere iken Resulullah’ın Ravzasında elektrik çarpması sonucu vefat etti ve Cennetul Bakiye defnedildi.
Tabii ailesi mecburi istikamet Türkiye’ye döndü. O zaman 7 yaşında olan oğlu bugün ortaokul öğrencisi. Kompozisyon dersi ödevi olarak bir makale yazmış ve birincilik almış. İşte o peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları…

BİR SENİ GÜNEŞİM, BİR BABAMI, BİR DE TERLİKLERİMİ BIRAKMIŞTIM GELDİĞİM YERDE.

Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine’de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravzanın hemen yanıbaşında olduğu için, duyduğum ilk koku senin bahçenin gül kokuları olmuş.

Babam gelipte daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım. İlk adımlarımı senin Ravzandaki mermerlerinde atmış, ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmişim. Hemen hemen yaptığım her ilkte sen varsın. Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben. Belki seni çok tanımazdım ama sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni. Senin evini her ziyarete gelişimizde seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.

Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine’de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini istemedik. Bizim canımız sıkılmazmıydı acaba hiç? Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı, çünkü orada hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik efendisi vardı. Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi. Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kımbilir, korkardık belki de bahçenin güllerine basıvermekten. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun bu da bizim hoşumuza giderdi. Babama sormuştum bir seferinde:

-Babacığım neden Medine bu kadar sıcak diye.

Babam da:

  • Evladım Medine’de iki tane güneş var da ondan, derdi.
  • Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi? derdim.

Babam gülerek;

  • Bak yavrum doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.

Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım. Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama senin güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu. Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık. Ben güneşimi kaybetmiştim. Onun evine, bahçesine gidemiyordum artık. Gerçi ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravza’sında yalınayak koşmam lazımdı.

Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu. Öyle güzel okurki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız. Namaz kılmak için Mescide koştururduk, bilir bilmez. Babamın yanında namaz kılardık. Büyük sütünların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu. Babam ‘incitmeyin sakın, onlar Ebu Hüreyrenin kedileri’ derdi, biz de inanırdık. Senin Mescidine kediler de girebilirdi. Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.

Çarşamba günleri hep Uhud’a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye, o bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik. Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud’da senin Ravza’nın kokusu gibi gül kokardı. Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.

İşte benim yedi senem ki en değerli en güzel yıllarım senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi seninle dopdolu geçti. Seni görmesem de seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı. Buraları bana gurbet oluverdi.

Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım. Taki güneşin içimi ısıtana kadar. Senin hasretinden içim üşüyor. Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın.

Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki. Ne olur ben sana gelemesem bile sen beni hiç bırakma. Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medine’deyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver.

Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi. Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş. Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi. Bu ismi de canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım.

Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum. Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum. Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.

Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken abimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı. Ben o terlikleri çok kıskandım. Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde bende kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim. İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.

Evet demiştim ya bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride. Babam ve terliklerim hep o oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim hep yanımızdaydı. Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı? Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık bizi bırakmayacağını biliyordum.

Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim.
Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.
Birgün sana gelişim geç bile olsa,
Bana gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.
Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.
Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun…
Hayırlı cumalar 🌹

KALPTEN YAPILAN DUANIN GÜCÜ

İBRAHİM HAKKI ETHEM HAZRETLERININ BIR KISSASI

İbrahim Ethem Hazretleri, tâcı tahtı terk ediyor, Seneler sonra Kendi YAPTIRDIĞI camide yatsı Namazı kılıyor, Dışarıda kar var, hava çok soğuk, “Şurada kıvrılayım da sabah olunca giderim” diye düşünüyor, Caminin bekçisi geliyor…
Bekçi: “Ne yapıyorsun burada” diyor…
İ. Ethem: “Müsaade et şurada yatayım, Sabah Namazından sonra gideceğim” diyor,
Bekçi bacağından tutuyor onu ve “İBRAHİM ETHEM SENİN GİBİ ÇULSUZLAR İÇİN YAPTIRMADI BU CAMİYİ” diyor ve bacağından sürükleye sürükleye, kafasını merdivenlere vura vura atıyor onu dışarıya…
İbrahim Ethem “Ben bu camiyi yaptırdım” diyemiyor KİBİR olur diye, Çaresiz şehre gidiyor, Her taraf kapalı, sadece bir yer açık, bir ekmek fırını…. Kapıyı çalıyor ve sabaha kadar oturma müsaadesi istiyor, Orada çalışan işçi “Geç otur” diyor, Aradan bir-iki saat geçiyor, Sabah ezanı okunmaya başlıyor, Okunduktan sonra işçi dönüyor…
“Hoşgeldiniz nereden gelip nereye gidiyorsunuz isminiz ne?” diyor
İbrahim Ethem de
“Ben iki saattir burada oturuyorum şimdi mi geldi aklına sormak” diyor…
Fırıncı “Ben bu fırında işçiyim, İki çocuğum var, iki de yetime bakıyorum, Ben onlara şimdiye kadar HARAM LOKMA YEDİRMEDİM, Senin geldiğin vakit benim mesai saatim dahilindeydi, Ezan okundu mesaim bitti, Seninle istediğin kadar konuşabiliriz, şimdi KAZANCIMA HARAM karışmaz” diyor…
İbrahim Ethem “Sen ne güzel adammışsın, Sen ALLAH’tan bir şey isteyip de olmadığı vaki oldu mu..?” diye soruyor,
“Ben ALLAH’tan ne istediysem verdi, Fakat ALLAH’tan bir şey istedim, Onu bana vermedi, ALLAH’a yalvardım, bana İbrahim Ethem Hazretlerini göster diye, bana onu göstermedi” diyor…
“O ALLAH ÖYLE BİR ALLAH Kİ” diyor İbrahim Ethem Hazretleri “İBRAHİM ETHEM’İN BACAĞINDAN SÜRÜKLEYE SÜRÜKLEYE, KAFASINA VURA VURA GETİRİR SANA GÖSTERİR, SEN YETERKİ YÜREKTEN İSTE” diyor…
Sevenin sevdiginden istedigi tek şeydir DUA… Ayrı bedenleri bir muhabbette birleştirendir DUA…
Çaresizken sığındığımız tek limandır DUA…
Kulun RABBİY’le teke tek buluştuğu andır DUÂ…
“YOKSULUN EKMEK KAPISI, DERTLİNİN DERMAN KAPISIDIR DUA…”
RABBİM Fırıncının Duası gibi İHLASLA Dua yapabilmemizi nasibetsin, Dualarda buluşalım ve her şer HAYR olsun İNŞALLAH…

RABBİM şu kısa hayatımızda iyi insanlarla Olmayı nasip etsin. ( Âmin )

ANNESİNE EN ÇOK İYİLİK EDEN

ANNESİNE EN ÇOK İYİLİK EDEN

Hazret-i Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu nakletti:
“Cennete girdim, orada Kurân-ı Kerîm okuyan birini işittim. ‘Bu kimdir,’ diye sordum.
‘Hârise bin Numan’dır’ dediler.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):
‘İyilik, budur işte, iyilik böyle olur’ buyurdular.
Hârise hazretleri validesine bu ümmetin en çok iyilik edeni idi. Hazret-i Aişe (r.anhâ) buyurdu:
*“Resûlullâh Efendimizin a.s Ashâbından iki zât vardır ki onlar bu ümmetin içinde annesine en çok iyilik edenleridir.
Biri Osmân bin Affân ve diğeri Hârise bin Nu‘mân (r.anhümâ)dır.” 
(Üsdü’l- ğâbe)

Anne anne anne ve babaya iyi olanlar işte bu şeref ve müjdeye layıklar ve nailler..

GENEL DÜNYA GENERAL WORLD

İMÂM EBÛ YÛSUF’UN (RAH.) İLİM ÖĞRENME VE ÖĞRETME AŞKI:
Hanefî mezhebinin büyük âlimi “Ebû Yûsuf” künyesiyle meşhur olan Yakup bin İbrâhim el-Ensârî, H. 113 senesinde doğup H. 182 senesinde vefat etmiştir.

İmâm-ı Âzam Hazretlerinin talebesi olup onun ilmini ve mezhebini neşreden kişilerin en başında gelir. 17 sene onun meclisine devam etmiştir. Hastalığı hariç, bayram namazları dâhil bütün namazlarını İmâm-ı Âzam Hazretleriyle birlikte kılmıştır. Abbâsî halîfelerinden Mehdî, Hâdî ve Hârun Reşîd zamânında kâdîlık yaptı. İlk defa ‘kâdılkuzât’ diye isimlendirilen kişidir.

İmâm Ebû Yûsuf (rah.) şöyle anlattı: “Benim bir çocuğum vefat etmişti. Hocam Ebû Hanîfe’nin bir sözünü kaçırırım diye onun cenâzesine ve defnine gidemedim, bütün bu vazîfeleri dostlarıma ve akrabalarıma bıraktım. Çünkü bir şey kaçırsam onun pişmanlığı benden gitmezdi.”

İmâm Ebû Yûsuf Hazretleri, ölüm döşeğinde iken talebelerinden bazılarıyla fıkhî meseleler hakkında konuşuyordu. Sırf, ‘Onlara fazladan bir şeyler öğretebilir miyim?’ diye bir an bile olsa ilmî meseleleri konuşmaktan, anlatmaktan geri kalmazdı. Talebelerinden Kâdî İbrahim bin Cerrâh el-Kûfî anlatıyor:

“Vefât ettiği hastalığı sırasında İmâm Ebû Yûsuf Hazretlerini ziyârete gittim. Onu gördüğümde baygın bir hâlde idi. Kendine gelince, bana ‘Ey İbrahim! Hacda şeytan taşlamakla alâkalı şu mesele hakkında ne dersin?’ diye sordu. Hayret ederek ‘Bu hâlinizde bile mi ilim?’ dedim. Bana: ‘Bunda ne beis olabilir ki, belki bu söyleyeceklerimizle birisi kurtulur’ dedi.

Sonra bazı ilmî meseleleri müzakere edip onun yanından kalktım. Daha kapıya bile varmadan, onun için atılan çığlığı duydum. Bir de baktım ki ruhunu teslim etmiş. Hazret-i Allah ona rahmet etsin.”

EVRADİ ŞERİFİN FAZİLETİ

EVRAD-I ŞERİFELERİN FAZİLETİ HAKKINDA

Evrad-ı Şerifeler de Çarşamba ve pazartesi günleri Evrad-ı Bahaiye

Diğer günler Evrad-ı Fethiye okuyoruz.

Bu Evrâd-ı Şerîfeler Hz. Üstâzımız ‘dan bize verilen dualardan en büyükleri bu Evrâd-ı Şerîfelerdir.

*Muhterem Ağabeyimiz de “Kardeşlerimiz evrâd-ı şerîf programlarına katılsınlar, hiç değilse ayda bir bu programlara iştirak etsinler“ demiştir.
Bu Evrâd-ı Şerîfeleri okumak bize ne kazandırıyor?
Önce Evrâd-ı Bahâiye’den bahsetmek istiyorum.
Bu Evrad-ı yolumuza veren Şâh-ı Nakşibend-î Muhammed-i Bahauiddin Hazretleridir. *

“Menbaül Esrâr” adlı kitap var.
Bu kitapta verilen bilgiye göre, Şâh-ı Nakşibend-i Hazretlerinin kalbine Rasulullah (SAV)efendimiz defalarca okuyarak nakşetmişlerdir. Ve en son kendisine de okutmuştur. Bu esnada orada hazır bulunan zâtlardan birisi de İmam-ı Şâfi-î Hazretleridir.
*Peygamberimiz (S.A.V) Efendimiz İmâm-ı Şafi Hazretlerine hitaben der ki; “Beyt-i Mâmur da yazılı olan Evrad-ı Bahâiye’yi Şâh-ı Nakşibend-i Hazretlerinin kalbine verdim.
Her kim bu Evrad-ı Şerifeyi okur *(okuyan ile dinleyen aynıdır)* ezberler ve manasına vakıf olursa Beyt-i Mamur’u tavaf eden meleklerin sevabına nail olurlar.”
Beyt-i Mamur 7. Kat semadaki Kabe-i Muazzamadır. Ve bunun tavanında Evrâd-ı Bahâiye yazılıdır. Beyt-i Mâmur-u bir defa tavaf eden Melek’e bir daha kıyamet sabahına kadar sıra Gelmez .
Kim bu Evrâd-ı Şerife’yi ezberler ve manasına da vakıf olursa cennet ona vacip olur ve Beyt-i Mâmur-u tavaf eden Meleğin aldığı sevap ona da verilir Buyurmuşlar.*

Şeyh Süleyman bin Yahya Hazretlerinin başından geçen bir hadise var.

Bu zat Mekke-i Mükerreme’de zikir ve tesbih ile meşgul iken yanına vücudu mis gibi kokan bir zat gelir ve yanına oturur. Acaba bu zat kimdir diye merak eder ve sorar. Bu zat’ın Hızır (A.S) olduğunu öğrenince; “Bana bir dua öğret ki onu okuduğum zaman hem dünyam hem de ahretim mâmur olsun.” Der. Hızır (AS)’ da ; “Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinin Evradını okuyun der ve ortadan kaybolur. Keşke kaybolmasaydı da okumanın faziletini sorsaydım diye içinden geçirir. Kendisine uyku hali gelince içerde uyumayı edebe aykırı bulup Kabe-i Muazzama’nın dışına çıkmış ve uykuya dalmış ve bir rüya görmüş. Rüyasında çok muazzam bir insan topluluğu akın akın Kâbe’ye geliyormuş. Merak edip sorduğunda bunların Peygamberler topluluğu olduğunu öğrenmiş. Harem-i Şerif’de toplantıları varmış. Harem-i Şerif’e kendisi de girmiş bakmış ki gurup gurup toplanmışlar ve sohbet ediyorlar. Bir gurubun konuştuklarına kulak misafiri olmuş. O peygamberler şöyle konuşuyorlarmış; Muhammed Bahâuddîn’in Evrâdı Şerifini okuyanların yada dinleyenlerin geçmiş günahları af olunur ve bu insanlar cennet’e hesapsız ve azapsız girerler.dediklerini işitmiş. Şöyle bir dua var

(Allahümme Diye başlar manası “inşallah hiç azap görmeyiz” dir.)

Bu dua edildiği için cennete hesapsız ve azapsız girerler. Allah(cc) okuyanlara gadap etmez. Çünkü bu duada var. Allah bir kere gadap etmeye görsün. Allah, tarihte gadap ettiği kullarının bir kısmına ebabil kuşları ile kimisini sivri sinekle yok etmiş bir kısmına rüzgar, sel ile gadap etmiş, kimine de zalim hükümdar vererek gadap etmiştir.

*Bu Duayı okuyan veya dinleyenlere Mükafat çok büyük, sol taraftaki günahları yazmakla vazifeli meleğin vazifesine son verilir. Bunu okumak ve dinlemek o kadar kolay değil. Bir kardeşimiz bunu okuyabiliyor yada dinleyebiliyorsa o kardeşimizi yüz bin kere tebrik ediyorum.
Sol tarafdaki meleğin artık yazmasına gerek yok deniyor. Saîd(cennet ehli) olanlar dinleyebilir, şakî(cehennem ehli) olanlar dinleyemez.
*Şeyh Süleyman Hazretleri Evrad-ı Şerif’den ne güzel bahseddiniz deyince;*
“Daha garip olanını anlatalım mı” diyorlar; Arş-ı Âlâda yetmiş bin kandil asılıdır.
Bu kandillerden bir tanesinde yerler, yedi kat sema, cennet, cehennem vardır.
Diğer kandillerde Allah-ü Teala’nın çeşit çeşit mahlukları var.
Bu âlemde canlı cansız ne kadar tesbih eden varsa hepsinin tesbihleri bu Evradın içinde vardır diyorlar.
Bunların hepsi rüya da oluyor.
Bu esnada birisi omuzuna dokunup uyandırıyor.
Bir bakıyorki Uyandıran Hızır Aleyhisselam; “Gördüklerine çok mu taaccup ettin?” diyor. “gördüklerinden daha acayip olanını söyleyeyim mi?”diyor. “İsm-i Âzâm duası da bunun içinde var.”diyor. İsm-i Âzâm duasını sadece Peygamberler ve çok az âlim biliyor.
Hızır a.s. bir hatırasını naklediyor:*

Okyanusların üzerinde başında yakuttan bir sanduka ile bir meleğin dolaştığını gördüm. Meleğe; “bu sanduka ne? İçinde kim var?” dedim. Melek dedi ki; “bu sanduka Cennetten getirildi.İçerisinde ise İsrailoğullarından bir zat var. Beşyüz sene karada ibadet yapıp ibadetin zevkine doyamayınca Allahü Tealaya dua etti, bana ömür versen, kuvvet versen de sana denizlerde de ibadet etsem. Allahü Teala duasını kabul etti. Beni vazifelendirdi. Okyanuslarda dolaştırıyorum.” Hızır a.s. “Kaç sene oldu?” Melek “700 sene” dedi. Hızır a.s. hayret ederek içinden şöyle geçirdi. “Ya Rabbi, 1200 seneden beri sana ibadet eden bu kulundan daha sevimlisi varmıdır?” Allahü Teala buyurdular ki; Ey kulum “Muhammet bahaüddin kulumun evrâdı bahâiyesini bir kere okuyan kulum o kulumdan daha sevimlidir.”

Hz.Üstazımızın bir hatırasını da anlatmak isterim;

Hz. Üstazımız İstanbul’a geldiğinde ulum-u âliye ve ulum-u êliye yi tahsil ediyor. 24 yaşında iken (1912) Balkan Harbi çıkıyor. Düşman Trakya’ya kadar geliyor. Trakya’daki insanlar İstanbul’a taşınıyor. Hz. Üstazımıza üstazı Salahuddîn ibni Mevlana sırâcuddîn Hz’leri tarafından talimat veriliyor.”Silivri’nin Bekirli köyüne git orada yedi defa Evrâd-ı Bahâiye’yi oku.”deniyor.

Kabakça köyüne kadar Tren ile gidiyor. Bekirli köyünde ablasının kocası var. Bekirli Silivri’ye bağlı bir köy. Üstazımız giderken ablası ve kocası ile karşılaşıyorlar. Üstazımıza geri dönmesi ni söylüyorlar. Ablasının kocası kendi atını Üstazımıza veriyor ve onlar İstanbul’a dönüyorlar. Üstazımız Bekirli köyüne varıp ablasının evine gidiyor. Evin bahçesinde incir ağacının altında evrâdı Bahaiye’yi okumaya başlıyor.
Üstazımız şöyle anlatmış; “Evrad-ı Şerife’yi okumaya başladığımda sadrımdan arı kovanından arıların çıkması gibi letaifimden arı gibi bir şeyler çıktığını gördüm. Evrad-ı Bahaiye’nin ruhanileri ile yer gök asker doldu. Düşman da bu başı sarıklılar nereden çıktı diye şaşırıp kaçmış. Böylece Trakya kurtulmuş. Hz. Üstazımız ; “Benden ilk zuhur eden keramet buydu.buyurmuşlar.

Hz. Üstazımızın Evrad-ı Bahaiye ile ilgili bir notu;

Önce bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif okuyup ilgili yerlere haber veriyoruz. Daha okumaya başlamadan yetmiş bin ruhani orada hazır bulunurlarmış. Bu yetmiş bin ruhani kimlerdir bilmiyoruz. Peygamberler, evliyalar vs. Topçular’da Haz. Üstazımız Evrad-ı Bahaiye okumuş ve okuduktan sonra “Çivi Fabrikası sahibine” “Mehmet bugün burada yetmiş bin ruhani hazır bulundu. Hatta bunların içinde senin babanın ruhu da vardı.” Demiş. Kimlerin iştirak ettiklerini bilsek hiçbir zaman bu Evrad-ı Şerife programlarını kaçırmayız.

Birazda Evrad-ı Fethiyye’den bahsetmek isterim

Evrad-ı Fethiyye ile alakalı da Şeyh Seyyid Ali Hamedani (seyyid:Hz. Hüseyin efendimizin neslinden gelen demektir.) var. Bu zat da Kâbe-i Muazzamanın karşısında zikir yaparken mana aleminde karşısına Peygamberimiz (S.A.V) zuhur ediyor. Elinde birkaç tane evrâdlar var ve içinden birisini seçip şu Evrad-ı Fethiyye’yi al diyor. Yani bunu da bütün tasarrufu ile beraber Peygamberimiz veriyor.

Bu evrâdı Fethiye’nin esrârı ve fazileti ile ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.

Silsile-i Sadatımızdan Yusufu Hamedâni hazretleri hacca gidiyor. Tavaf yapılırken yapılan dualar var. Hacer’ül Es-âd’ın olduğu köşe ve bunun hemen yanında Kâbe’nin kapısı var. İkisinin arasındaki köşe’nin adı mültezem. bu ismi almasının nedeni de Peygamberimiz buraya göğsünü dayayarak dua eder ve göz yaşı dökermiş.
Burada yapılan duaya red yok buyurmuşlar. Yusuf Hamedani Hazretleri burada bir dua okumuş. Bir sene sonra yine hacca gitmiş ve aynı duayı aynı yerde okumaya başlayınca Kâbe-i Muazzamanın içinden bir ses işitmiş. “Senin geçen sene burada okuduğun duanın sevabını Melaike-i Kiram yaza yaza henüz bitiremedi. Sen yine aynı duayı okumaya başladın.”demişler. bu dua şudur;
Allahümme lekel Hamdü hamden yüvafî niameke ve yükâfî mezîde keramike Ahmedüke bi cemî-i mehâmidike mâ alimtü minhe veme lem âlem……..Evrad-ı Şerife’nin birinci sayfasındaki duadır.

Evrad-ı Şerife programlarına katılan kardeşlerimiz bunun farkında bile değiller.

Hz. Üstazımızın evlatları bunu her gün her hafta okuyor. Devamlı okuyan bu insanların cennetteki yeri neresidir, ne kadar yüksektir acaba!

İmam-ı Azam rahmetullahi aleyh 55 defa hacca gidiyor. 54.defasında Huzuru Rasülüllaha harem mevkiinden içeriye girmiyor. Dualarını ve ibadetini yapıp geri dönermiş. Ravza-i Mutahharaya hangi yüzle , hangi amelimle Peygamberimizin yanına gideyim. Dermiş. 55. Haccında bir zat yanına gelip “ben Rasülüllah(S.A.V)’in hizmetkârı türbedarıyım. Bu gece rüyamda Rasulullah efendimiz teşrif ettiler. Uzaklardan bir zat geldi. Git ona selam söyle. Huzuruma kadar gelsinler. Buyurdu. Diyor. Sevinç göz yaşları ile gelip ziyaret ediyor.

En iyi kazanç Ravza-i Mutahhara da Rasulullah efendimizi selamlamaktır. Bizim bu mükafatı ibadetle almamız mümkün değil. Büyüklerin mükafatı da büyük olur. Rasulullah efendimizi selamlayıp mükafatı alıp Mekke’ye gidiyor. Tavaf yapıyor ve tavafın sonunda iki rek’at tavaf namazını Kabe-i Muazzamanın içinde ve her bir rek’atında Kur’anı Kerim’in yarısını okuyarak kılıyor. Ömründe yetmişbin defa hatim yapan bir zattır.Namazı bitirdikten sonra bir tesbihata başlıyor. Sübhanke mâ abedneke hakka ibadetike sübhaneke mâ arafneke hakka mârifetike ………diye.

Duanın sonunda bizzat Allah’ü Teala Hazretleri hitap ediyor. Ey kulum Numan bin Sabit. Sen bana hakkıyla ibadet ettin, hakkıyla şükrettin ben senden razıyım. Dua kapıları açık. Dile benden ne dilersen. Diyor. İmam-ı Azam Hazretleri; ”Bana öyle bir tesbih öğretiniz ki senin kullarından birisi bu duayı bir kere okuduğu zaman onun vücuduna cehennem haram olsun. Cennet de vacip olsun.”diyor. Ve bu dua Evrad-ı Fethiyye’nin birinci ellerimizi açarak amin dediğimiz kısım ile ikinci ellerimizi açıp amin dediğimiz kısmın arasında kalan bölümdeki duadır. “Subhanallahi ebediyyil ebed , Subhanallahil vâhidil ehad, Subhanallahil ferdis samed……” diye devam eden dua.

Evrad-ı Şerife programlarına katılanlar azap görmedikleri gibi kokusunu dahi işitmezler inşallah. Bu Evrad-ı Şerife’nin içinde öyle salavat-ı Şerifeler var ki tek tek anlatmak uzun olur.
Bu Evrad-ı Şerifeler de öyle salavat-ı Şerifeler var ki bir kere okusalar kıyamet sabahına kadar salavat-ı şerife okumuş gibi sevap alırlar. Her hafta okuyoruz. Cuma günleri okuyoruz. Selavati Şerifeler Essalatü vessalamü aleyke ya Rasulallah, essalatü vesselamü aleyke ya Habiballah diyerek Rasulullah efendimizi selamlıyoruz. Bir Fatiha ve üç İhlas-ı Şerif okuyup, kısa bir irtibatı yaptıkmı bizzat okuyan sâhibi zaman önümüzde biz de arkasından Rasulullah efendimizi selamlıyoruz. Vücutlarımız kilometrelerce uzakta ama Zamanın sahibi ile beraber Ravza-i Mutahhara da selamlıyoruz ve sonra bizim ayrı ayrı her birimizi efendimiz mükafatlandırıyor. Mesafe önemli değil. Mensubu bulunduğumuz davanın sahibi eliyle mükafatımızı alıyoruz.

Bir Hadis-i Kutsi de Allahü Teala Hazretleri ; “farzları yerine getirmekle kulum benim azabımdan kurtulur. Nafileler ile de bana yaklaştırılır.” Buyurmaktadır.Sahibi zamanın evlatları talebeleri Kur’an kerîm okuyor,rabıta yapıyor, Evrad-ı Şerifeleri dinliyor. Vazife taksimi yapılmış. Herkes vazifelerini yapıyor. Hz. Üstazımızın evlatları görünüşte basit gibi görünen bu vazifeleri yapmakla, bu programlara katılmakla Kuranı kerîm hizmetlerine iştirak etmiş oluyorlar.

Hızır Aleyhisselam ile Üstazımız zaman zaman buluşurlarmış. Yine buluşmuşlar ve bir ayeti kerimeyi mutâlaa ediyorlarmış. Bu ayeti kerimede Makam-ı Mahmud’dan bahsediyormuş. Hızır Aleyhisselam; Allahü Teala’dan üç şey istedim.

1-Ümmeti muhammedden olmak, 2-Temdid-i ömür : Ömrün uzaması ; Her yüz senede bir 18 yaşına geri dönermiş. Evlenirmiş, eşi ve çocukları olurmuş. Eşi Hızır aleyhisselam ile evlendiğini bilmezmiş. 3-Tay-i mekan; İstediği zaman istediği yerde olmak.

Bunların hepsini Allahü Teala bana verdi. Keşke bunları isteyeceğime tek bir şey isteseydim. Keşke Efendi Hazretleri (Hızır Aleyhisselam Üstazımıza Efendi Hazretleri diye hitap edermiş.) Sahibi zamana zât-ı âlinize evlat olmayı isteseydim. demiş. Çünkü bu üç şey senin evlatlarında var. Ve size evlat olanların makamı Makam-ı Mahmuddur Efendi Hazretleri .diyor.

Teheccüd vakitlerinde iltica edelim, yalvaralım, yakaralım. Ne olur Ya Rabbi; Bizleri kendine hakiki kul, Rasulullah efendimize hakiki ümmet, Hz. Üstazımıza hakiki evlat, Muhterem ağabeyimize hakiki kardeş, son nefesimize kadar ve son nefesimiz de dahil bizi kurânı kerîme hizmetten bu yoldan ayırma! .Diye dua edelim. Son nefesimiz dahil bu hakiki yoldan ayırma ya Rabbi diye dua edelim. Nefis taşıyoruz, bu nefis’den kurtulmanın yolu dua etmektir. Duyduklarımızdan istifade etmeyi ve bunlarla amel etmeyi nasip etsin. Amin!.